Bugün Türk mutfağının vazgeçilmezi olan, salçadan menemene kadar hemen her yemeğin başrolünde yer alan domates, Anadolu topraklarına oldukça ilginç bir yolculuğun ardından ulaştı. Amerika kıtasının keşfiyle dünyaya yayılan bu meyve, Osmanlı topraklarına ve Anadolu mutfağına sanılanın aksine oldukça geç girdi.
Osmanlı Kayıtlarında İlk İzi: 1723 Anadolu'da domatese dair ilk resmi bilgiye 18. yüzyılda, Sultan III. Ahmed döneminde rastlanıyor. Sadrazam Damat İbrahim Paşa’nın 1723 yılına ait saray masraf kayıtlarında yer alan bilgilere göre domates, Osmanlı sarayına ilk giren gıdalar arasına katıldı. Ancak o dönemde saray mutfağındaki domatesler bugün bilinen iri, kırmızı türler değil; kiraz domates büyüklüğünde ve çoğunlukla yeşil renkteydi.
Kızarınca Bozuldu Sanılıyordu Domates Osmanlı’da ilk dönemlerde yeşil olarak tüketiliyor ve "kavata" veya "Frenk badıcanı (patlıcanı)" adıyla biliniyordu. İlginç bir şekilde, olgunlaşıp kızaran domateslerin bozulduğu düşünülerek çöpe atıldığı belirtiliyor.
İngiliz Konsolosun Tohumları ve Yayılışı 18. yüzyılın sonları ile 19. yüzyılın başlarında Halep’te görev yapan İngiliz konsolosu John Barker’ın bölgeye getirdiği tohumlar, domatesin yaygınlaşmasında önemli bir rol oynadı. 1844 yılında Mehmed Kâmil tarafından yazılan ilk Osmanlı yemek kitabı Melceü’t-Tabbâhîn (Aşçıların Sığınağı) ile birlikte domatesli yemek tarifleri yazılı literatüre girdi ve ürün saraydan halk mutfağına taşındı.
Cumhuriyet dönemine gelindiğinde ise özellikle Adana ve Trakya bölgelerinde başlayan planlı tarım sayesinde domates, kısa sürede Türkiye’nin dört bir yanına yayılarak sofraların başköşesine yerleşti.
Bu bilgiler ışığında; Fatih Sultan Mehmet, Kanuni Sultan Süleyman veya Yavuz Sultan Selim gibi padişahların ömürleri boyunca hiç domates soslu makarna, menemen, patates kızartması veya biberli salçalı yemek yemediklerini söylemek tarihsel olarak doğru bir tespittir.









