Ahmet Çetin

Ahmet Çetin

21 Aralık 2022 Çarşamba

BİYOLOJİK ZENGİNLİK

BİYOLOJİK ZENGİNLİK
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Ağırlıklı olarak yazılarımda ülkemizin üretim fazlası olan ürünlerine dikkat çekmeye çalışıyorum.Üretim fazlamız olan fındık,üzüm,antep fıstığı,incir,kayısı vb. bir çok ürünümüz başkaları tarafından da yazılıp çiziliyor ama dahası var.

Ülkemiz ılıman kuşağın en zengin biyolojik çeşitliliğe sahip ülkelerinden biri.

Dünyada bitki çeşitliliğinin en fazla olduğu yerler ekvator çevresidir. Buradaki ülkelerden sonra Türkiye, en çok bitki türü barındıran ülkedir.Avrupa Kıtası, Türkiye’nin yaklaşık 15 katı büyüklüğüne sahip olmasına rağmen, tüm Avrupa Kıtasında yaklaşık 12.000 bitki türü yer alırken Türkiye’de 12.000’den fazla bitki türü bulunmaktadır.Bana göre çok önemli bir ayrıntı ise;bitki türlerimizin 3700 kadarı (%30’u) endemik bitki çeşitlerinden oluşuyor.Avrupa’da Yunanistan 800 ile en fazla endemik türe sahip ülkedir.Ülkemiz tüm Avrupa’da bulunan bitki türlerinin % 75’ine sahiptir. Tüm bu yönleriyle Türkiye, biyolojik çeşitlilik bakımından bir kıta özelliği göstermekte olup dünyada eşsiz bir noktadadır.

Türkiye’de bitki çeşitliliğinin fazla olmasının başlıca nedenleri farklı yeryüzü şekilleri, aynı anda farklı iklimlerin yaşanabilmesi, toprak çeşitliliği, konumu, floristik yapısı ve insan etkileridir.Türkiye yeryüzünün en önemli gen merkezlerinden biridir. 30’u aşkın bitki türünün anavatanı Türkiye’dir. Yapılan bilimsel araştırmalarla ülkemizde ortalama her 6 günde bir yeni bitki türü bulunmaktadır.

Son yıllarda sıkça kullanılmaya başlanan bitki çeşitliliği kavramı, tarım, endüstri, tıp ve biyoteknoloji konularında en değerli kaynakları oluşturmakta ve gelecekte insanlığın sigortası durumundadır. Dünya nüfusunun % 90’ı 15 farklı bitki türü ile beslenmekte olup,başta gıda olmak üzere birçok alanda temel ihtiyaçların karşılanması noktasında eşsiz bir yere sahiptir.

Tıpta kullanılan ilaçların yarısının kökenini yabani bitkiler oluşturmakta ve dünya nüfusunun yaklaşık % 80’i ilaçların ilk kaynağı olarak bitkileri kullanmaktadır.Yukarıda bahsettiğimiz üzere,ülkemiz biyoçeşitlilik bakımından en zengin ülkelerden bir tanesi,ancak bu bitkiler ilaç yapımında yeterli seviye değerlendirilemiyor.Avrupa’daki eczanelere baktığımızda % 70 ile %80 bitki kökenli ilaçlar satılıyor. Bu zenginliğe sahip olmamıza rağmen, ülkemizde bitkilerin ilaç yapımında kullanım oranı % 1 ile % 2 civarında.(Yrd. Dr. Murat Kürşat)
Bir örnek vermek suretiyle, bitkisel ürünlerin ilerleyen dönemde hayatımızın tam ortasında olacağını anlatmaya çalışacağım :

Ürünlerin adı inülin ve oligofruktoz.İnülin ve oligofruktoz; buğday, soğan, muz, sarımsak ve hindiba dahil olmak üzere bir dizi sebze ve bitkide bulunuyor.İnülin ve Oligofruktozun yaygın olarak elde edildiği hindiba dikkat çekmek istiyorum. Hindiba;Orta Avrupa, Güney Avrupa ülkelerinde birçok bölgede yetiştirilir. Ayrıca
Balkanlarda ve ülkemizde Anadolu kesiminde de hemen hemen her yerde yetiştirilebilir.Yani doğada serbest halde bulunuyor.ilkbahar aylarında kırlarda çiçeklendiği görülebilir. Sarı çiçek açan türünün çiçeği kuruduktan sonra beyaz toz kümesi şeklinde bir hal alır.Bizim çoğumuzun tanımadığı bu bitkiden elde ettikleri iki ürün, gıdanın her aşamasında etkin bir şekilde kullanılıyor.

İnülin üretim süreci, şeker pancarından ekstrakte edilen şekere oldukça benzerdir. Kökler tipik olarak hasat edilir, dilimlenir ve yıkanır. İnülin daha sonra bir sıcak su difüzyon işlemi kullanılarak kökten ekstrakte edilir,saflaştırılır ve kurutulur.

Hem inülin hem de oligofruktoz, gıda ürünlerine lif eklemek için dünya çapında kullanılmaktadır. Diğer liflerden farklı olarak, “istenmeyen tatlara” sahip değildirler ve viskoziteye katkıda bulunmadan lif eklemek için kullanılabilirler.Gıdalara lif eklemenin görünmez bir yoludur.Oligofruktoz; tahıllarda, yoğurt için meyve preparatlarında, dondurulmuş tatlılarda, kurabiyelerde ve besleyici süt ürünlerinde yaygın olarak kullanılmaktadır.İnülin ve oligofruktoz, birçok ülkede yağ veya şekerin yerini almak ve dondurma, süt ürünleri, şekerlemeler ve unlu mamuller gibi yiyeceklerin kalorilerini azaltmak için kullanılmıştır.Tipik karbonhidratlardan daha düşük kalori değerlerine sahiptir.
Bu ürünlerin faydaları ve kullanım alanlarının çeşitliliği bu anlattıklarım ile sınırlı değil.Benim yerim sınırlı olduğu için burada kesiyorum.Gıdanın her aşamasında var ve ilerleyen dönemlerde daha farklı alanlarda da hayatımızda olacağı kesin.

ENDEMİK BİTKİ :
Bir diğer önemli ayrıntıyı biraz detaylandırmak istiyorum.Sahip olduğumuz bitki türlerimizin 3700 kadarı endemik bitki demiştik.

Latince de endomos kelimesinden gelen yeryüzünün sadece belirli bölgelerinde yaşamını devam ettiren yaşam alanlarını sürdüren ve o ülkeye veya alana ait ender türler ve cinslerdir.

Türkiye’nin endemik çeşitliliğinin bu kadar fazla olmasında coğrafi özelliklerin ve iklimin payı büyük. Üç kıta arasında bulunan Türkiye, bu kıtalarda etkili olan üç farklı flora alanının kesişim noktasında yer alıyor. Akdeniz Flora Alanı, Akdeniz ve Ege bölgelerinde; Avrupa-Sibirya Flora Alanı, Karadeniz ve Marmara bölgelerinde; İran-Turan Flora Alanı ise İç Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde yaşanıyor.
Endemik türler, Türkiye’nin hemen hemen her bölgesine dağılıyor. Ancak, en fazla oranda görüldüğü bölgeler Akdeniz, Doğu Anadolu, İç Anadolu ve Karadeniz bölgeleri.Endemik bitkilerin en çok yaşadığı şehir ise Antalya. Onu Mersin, Konya, Sivas, Kayseri ve Muğla izliyor. Bu türlerin az olduğu şehir ise Bartın.
Yaklaşık 3700 endemik bitki arasında daha çok tanınan nadir türler de var. Örneğin Konya, Afyon, Isparta ve Kütahya illerinde görülen Kasnak Meşesi; Muğla ve Fethiye civarlarında görülen Sığla Ağacı; Yozgat, Kastamonu ile Doğu Anadolu illerinde görülebilen İspir Meşesi; Datça yarımadasında yetişen Datça Hurması; yalnızca Kazdağı’nda yetişen Kazdağı Göknarı; en çok Hakkâri ve Van bölgelerinde görülen Ters Lale bunlardan sadece birkaçı.Antalya Çiğdemi de sadece Türkiye’de görülebilen bitkiler arasında bulunuyor. Karadeniz Bölgesi’nde yetişen Kral Eğreltisi veya daha çok Manisa’da görülen Zambakgiller de Türkiye’nin önemli endemik bitkileri arasında bulunuyor.
Son Söz
Tarım dediğimiz zaman, buğday,arpa,mısır,fındık,üzüm,fıstık gibi tüm kesimler tarafından bilinen ürünlerin haberlere konu olduğunu görüyoruz.Tabii ki bu ürünlerde konuşulmalı,geliştirilmeli,üretimleri planlı ve sürdürülebilir hale getirilmeli,lakin tarım sadece bu ürünler ile sınırlandırılmamalı.Ülkemiz bitki çeşitliliğinin özellikle endemik türlerin korunması ve bu türlerin nesillerinin devamlılığının sağlanması için hepimizin yapabileceği şeyler var.Bunun için bakmak yeterli değil,onları tanımamız gerekiyor.Böylece sahip olduğumuz hazineyi koruyabiliriz.

Devamını Oku

DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE  MISIR

DÜNYADA VE TÜRKİYE’DE  MISIR
1

BEĞENDİM

ABONE OL

2022/2023 pazarlama yılında küresel mısır üretimi 1,179 milyar ton, tüketimi 1,197 milyar ton olup küresel mısır ticaretinin 173 milyon ton, stok miktarının ise 265 milyon ton olacağı öngörülmektedir.

 

Dünya Mısır Durumu, milyon ton

Kaynak: “International Grain Council”. Londra, İngiltere

 

  • Dünya mısır ithalatının 2021/2022 pazarlama yılında 180,9 milyon ton seviyelerinde olacağı,dünya ithalatında en büyük payı 23 milyon ton ile Çin’in alacağı(%12,7) tahmin edilmektedir.
  • Dünya mısır ihracatının ise 2021/2022 pazarlama yılında 197,7 milyon ton seviyelerinde olacağı ve dünya ihracatında en büyük payı 63,5 milyon ton ABD’nin alacağı(%32 ) tahmin edilmektedir

 

  • Dünya mısır ihracatının %16’sı Ukrayna ve Rusya’dan karşılanmakta olup Rusya-Ukrayna savaşından dolayı Ukrayna mısır ihracat miktarının daha düşük olacağı tahmin edilmektedir. Rusya’nın ise Hazar Denizi yoluyla önemli pazarlara ulaşabileceğinden mısır ihracatı aynı kalacağı varsayılmaktadır.

 

Dünyanın en büyük mısır üreticisi olan ABD’nin kısa süre önce yaptığı bazı kilit hareketleri de kısaca yorumlamak istiyorum :

 

Çok kısa bir süre önce dünyanın en büyük mısır üreticisi ABD’nin mısır ekiminden ziyade soya ekimine ağırlık verdiğini okuduk haber sitelerinde.Ama garip ki ABD en çok mısır üreten ve biyoyakıt aşamasında devasa mısır tüketimi olan bir ülke.ABD 2021 yılında biyoyakıt üretmek için 135 milyon ton mısır kullandı.Bu, Afrika’da 1,39 milyar insanın 1 yılda tükettiği mısır miktarından ( 112 milyon ton ) fazla.Dünya bir kıtlık problemi ile karşı karşıya olmasına rağmen,Amerika yeni bir biyoyakıt teşvik programı açıkladı.ABD Tarım Bakanlığı 3 Haziran’da biyoyakıt üreticilerini desteklemek için 700 milyon dolarlık sübvansiyon açıkladı.

 

Yaşanan bu gelişmelere rağmen yukarıda yer alan grafikte görüleceği üzere mısır vadeli kontratlarında çok ciddi geri çekilmeler yaşandı. Bu geri çekilmeden huzursuz oldum. Amerika biyoyakıt için bu kadar hırslı iken,diğer ülkelerin gıda kıtlığı beklentisi ile gıda konusunda bu kadar hassaslaşmış iken,bu derece bir düşüş sadece bir yatırımcı çıkışı olarak açıklanabilir mi? İ

lerleyen dönemlerde mısır konusunda çılgın günler bizi bekliyor olabilir.

 

TÜRKİYE’DE MISIR

  • 2020 yılında 6,5 milyon ton olan mısır üretimi 2021 yılında %3,8 artarak 6,75 milyon ton seviyesine ulaştı.
  • 2020/21 pazarlama yılına göre,yurtiçi kullanım 7,4 milyon ton olup yeterlilik oranı %84,9’dur.

Tıpkı diğer tarım ürünlerinde olduğu gibi mısır üretiminde de dışa bağımlıyız.Mısır ekim alanlarının hızla artmasına rağmen hala açığı kapatabilmiş değiliz.

  • 2020 yılında 6,9 milyon dekar olan mısır alanları 2021 yılında %10,1 artarak 7,6 milyon dekara ulaşmıştır.

Birim alandan elde edilen yüksek verim sebebiyle  oldukça karlı gözüken mısır ekimi her geçen gün artıyor.Yem,yağ,nişasta ve nişasta bazlı şeker sanayicisi için önemli bir konuma sahip.Bundan sebep pazarlama sorunu da bulunmuyor.Diğer tarım ürünlerinde ürünümüzü kime satacağız kaygısı taşıyan çiftçi,mısır konusunda böyle bir endişe içerisine girmiyor.Bu durum da ekim alanlarının genişlemesine büyük katkı sağlıyor.Mısır üretiminde ilk zamanlar Sakarya,Bursa ve Adana bölgeleri öne çıkarken,artık Konya,Karaman,Aydın,Denizli,Kırklareli,Samsun bölgeleri de önemli mısır üretim yerleri haline geldi.Özellikle sulanabilir arazilerde mısır üretimi çok hızlı artıyor ve bir hayli karlı.

Türkiye Mısır üretiminin yaklaşık %25’inin yapıldığı Adana bölgesi önemli bir merkez konumunda.Yine bu bölgede üretim maliyetlerinin çok yükseldiği pamuk üretiminden vazgeçip yerine mısır eken çiftçilerin sayısı her geçen gün artıyor.Bölge çiftçisi verimin yüksek olması ve pazarlama sorununun bulunmaması sebebiyle mısırı tercih ettiklerini dile getiriyorlar.

 

Özellikle sulak arazilerden elde edilen yüksek verim ve getiri,ana ürünlerimizden birisi olan buğdaya göre çok avantajlı durumda.Çiftçi buğday üretiminden uzaklaşıp mısır ekiyor.Bana göre bu bir sorun.Bizim mısır da ekmemiz lazım buğday da.

Aynı durum ayçiçeğinde de var.Bölgedeki barajların da etkisiyle artık Kırklareli’nde hatırı sayılır bir mısır üretimi var.Bölgede mısır ekim alanı 90 bin dönüme ulaşmış durumda.Daha da artmaya devam ediyor.Bu bölge bizim ayçiçeği üretim merkezimiz. İşin kötü tarafı ayçiçeğinde de %40 dışa bağımlıyız.Mısır üretiminin artması tabii ki olumlu bir gelişme,lakin mısır ekimi için vazgeçilen diğer tarımsal ürünlerimizde bir arz açığı oluşması muhtemel.

Aslında boş bulduğunuz yeri ekin demek yerine,belirlediğimiz bölgelere belirlediğimiz ürün çeşitlerini ektirsek daha faydalı olmaz mı ? Bunların hepsi belli plan program çerçevesinde verimliliğe dönüşebilir.Herkes her istediği yere istediği ürünü ekerse biz nasıl kaynaklarımızı koruyacağız.Bunların başında tarla sağlığı ve yeraltı suyu etkin kullanımı gelir. Şeker pancarı gibi çok su tüketen bir tarım ürünün yetiştirildiği bölgede mısır yetiştiriciliği de yapmak, yeraltı sularına savaş açmaktır.

 

İşin sonunda tüm yollar tarım politikasına çıkıyor.Konu sadece üretmek değil,aynı zamanda diğer ürünlerimizi eksiltmeden üretmek,aynı zamanda kaynaklarımızı bilinçsizce tüketmeden üretmektir.Ancak bu sayede amaçlarımıza ulaşabiliriz.

 

Mevcut durum devam ederse ne olur ? Bir sene evvel para etmiş bir ürün bir sene sonra herkes tarafından ekilir arz bolluğu oluşur ve fiyatlar düşer ve sonraki sene o ürünü kimse ekmez,fiyatı yükselir. Bu kısır döngü bitmeden devam eder. İşin kötü tarafı üretici hiçbir zaman hak ettiği kazancı elde edemez.

Devamını Oku

DÜNYADA ŞEKER,TÜRKİYE’DE ŞEKER PANCARI

DÜNYADA ŞEKER,TÜRKİYE’DE ŞEKER PANCARI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

                    Dünya şeker üretim ve tüketim miktarı genel olarak birbirine yakındır. Stoklama imkanının bulunması nedeniyle arz fazlası olduğu yıllarda stoklanarak üretimin az olduğu yıllarda talebi karşılamaktadır.

 

Dünya şeker dengesi (milyon ton )

Dünyada 52 ülkede şeker pancarı üretilmektedir. Türkiye %9,1’lik pay ile Rusya, ABD, Fransa ve Almanya’nın ardından 5’inci sırada yer almaktadır

 

En büyük şeker pancarı üreticisi ülkeler (2020)

Şeker, yüzyıllardan beri insanların en önemli gıda maddelerinden birisi olmuştur. 18. yüzyılın sonuna kadar sadece şeker kamışından üretilmiş olup,şeker pancarı tarımı ve şeker pancarından şeker üretimi ise 19. yüzyılda başlamıştır.

Kamış ve pancardan elde edilen şekerler arasında kalite bakımından bir fark bulunmuyor.

Sadece tropik bölgelerde yetiştirilen şeker kamışının maliyeti( Düşük maliyetle üretilmesi ve verimin yüksek olması ) şeker pancarına kıyasla düşüktür.

 

Yer aldığı coğrafya gereği Türkiye, Avrupa Birliği, Rusya, Ukrayna gibi ülkeler pancardan; ABD, Japonya, Çin gibi ülkeler hem pancardan hem kamıştan; Brezilya, Hindistan, Meksika, Pakistan, Tayland ve Avustralya gibi ülkeler kamıştan şeker üretmektedir.(Türkşeker, 2021)

Dünyada 2021/22 sezonunda şeker üretiminin 38 milyon 471 bin tonu pancardan, 142 milyon 713 bin tonu da kamıştan olmak üzere toplam 181 milyon 184 bin ton olarak tahmin edilmektedir. 2022/23 sezonu itibarıyla dünyada şekerin %79’unun kamıştan, %21’inin pancardan üretileceği öngörülmektedir.

 

Dünya şeker üretiminde önemli ülkeler (milyon ton)

Dünyanın en büyük şeker üretici Brezilya olmakla birlikte, dünya üretimindeki payı 2021/22 sezonu itibariyle %19.9’dur. Bu ülkeyi %19.2’lik pay ile Hindistan ve %9`luk pay ile AB ülkeleri takip etmektedir. Türkiye %1,5`lik payla 10. sırada yer almaktadır.

 

Araştırmalar,üretim bakımından güçlü ülkelerin aynı zamanda en büyük tüketici olduğunu gösteriyor.

 

 

 

Dış Ticaret

 

Kamıştan elde edilen şekerin yüksek verimli ve düşük maliyetli olmasından ötürü dünya şeker ticaretinin %90’ı kamıştan yapılmaktadır. 2021/22 sezonunda dünyanın en büyük şeker ihracatçı ülkesi olan Brezilya yaklaşık 36 milyon tonluk beyaz şeker üretiminin 25,6 milyon tonunu ihraç etmiştir.

 

Hülasa

 

Dünya şeker ticareti kamış şekeri üzerinden yürüyor.Şeker pancarının dış ticaret açısından bir etkinliği söz konusu değil.Türkiye,Avrupa Birliği,Rusya ve Ukrayna gibi sadece şeker pancarı tarımı yapabilen ülkeler için en önemli konu iç piyasa arz/talep dengesini sağlamak.

Türkiye olarak biz ise şeker fabrikalarını özelleştirmek suretiyle stratejik ürünümüz olan şekeri serbest piyasa koşullarına bıraktık.Şeker fabrikalarını özelleştirmenin nelere mal olacağını yaşayarak öğrendik.İlk periyotta şeker fiyatlarının yükselişini durduramadılar.Halbuki şeker pancarını 420 tl/ton(16 polar) gibi çok makul fiyatlara almışlardı.Türkiye şeker stoklarının yetersiz olduğu söylendi,bazıları ise şeker üretiminin artmadığını bile söyledi.Şeker pancarı üretiminde kota olduğundan haberleri bile yok.Düşünün bu kadar uzağız şeker pancarı üretimine…

Hükümet,şeker fiyatlarında çıkan bu yangını söndürmek ve bulunabilirliği artırmak amacıyla 15.10.2022 tarihine kadar geçerli olmak kaydı ile kamış veya şeker pancarı için sıfır gümrük vergisi ile 400 bin tonluk( sadece imalatçılara alabilir) tarife kontenjanı açtı.Beklenti şeker fiyatlarının düşmesiydi,bu gerçekleşmedi ama yükselişi durdurdu.Yaşanan bu olaylar neticesinde şekerin kıymeti anlaşıldı ve bu yıl şeker pancarı alım fiyatı 1400 tl/ton + 50 tl kota tamamlama primi ile birlikte 1450 tl/ton olarak açıklandı.Bu kararı alanları tebrik ediyorum.

 

Zannediyoruz ki üretmediğimiz ürünü dışarıdan alırız.Zannediyoruz ki içerde fiyatlar yükselirse ithalat yapıp fiyatları dengeleriz.Zannediyoruz ki her istediğimiz an istediğimiz ürünü dışarıdan bulup alırız. Evet bunlar zamanında yapıldı ve hedeflenen gerçekleşti.Lakin bugün hepsinin cevabı olumsuz.Bir ürünü kendiniz üretemiyorsanız,dışa bağımlı isenız vay halinize.Yukarıda dünya şeker piyasasını bu yüzden anlattım.Dünya şeker piyasası dengede.Üretim ile tüketim eşit veya ufak farklar var.İçeride şeker arz/talep dengesini kontrol etmediğiniz taktirde dışarıdan tedarik kolay değil,ucuz hiç değil.

Türk çiftçisine gereken önem verildiğinde, şeker dahil birçok üründe dışa bağımlılığı ortadan kaldırabilir.

 

Tek odaklanmamız gereken nokta Çiftçi ve ihtiyaçları. Gerisi teferruat

Devamını Oku

DÜNYA YER FISTIĞI PİYASASI

DÜNYA YER FISTIĞI PİYASASI
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dünyadaki yer fıstığı üretim miktarları incelendiğinde yıllık 16 milyon ton ile Çin birinci sırada yer alıyor.Çin’i 7 milyon ton ile Hindistan ve 3 milyon ton ile Amerika takip etmektedir.Nijerya,Senegal,Arjantin gibi ülkelerle birlikte dünya genelinde yıllık 35 milyon ton yer fıstığı üretiliyor.Arjantin üretim miktarının yaklaşık 700 bin ton olduğu düşünüldüğünde,dünya yer fıstığı üretiminde önemli bir rolü bulunmuyor.Dünyada yetiştirilen yer fıstığı çeşitleri Virjinya, Runner,Spaniş ve Valensiya olmak üzere başlıca dört pazar tipi bulunmaktadır.Bunlardan Virjinya ve Runner tipleri daha iri tohumlu olmaları hasebi ile çerezlik amaçla üretilmektedirler.Spanish (İspanyol) ve Valensiya tiplerinin tohumları daha küçüktür.Spanish tiplerinin tohumları nispeten daha fazla yağ içerdiğinden daha çok yağlık olarak üretiliyor.Valensiya tipleri ise genel olarak haşlamalık fıstık olarak değerlendiriliyor.Yıllık dünya üretiminin ortalama 35 milyon ton olduğu düşünüldüğünde,Türkiye’de üretilen 200 bin ton yer fıstığının dünya yer fıstığı piyasalarına etkisi yok denilecek kadar azdır. Dünya üretim miktarlarının kısa özetini, aşağıda yer alan tabloda görebiliriz.

Yer fıstığı üretimi yapan ülkelerin çoğunluğu,tüketimini de kendileri yapıyor.Zira en büyük üretici olan Çin aynı zamanda en büyük tüketicidir.Yıllık üretim miktarının hemen hemen tamamını kendi ülkesi içinde tüketiyor.Toplam üretim miktarının sadece %1,65’ini ihraç ediyor.Çin’den sonra en büyük üretim payına sahip iki ülke olan Hindistan ve Amerika sırasıyla sadece toplam üretim miktarlarının %4,85  ve  %6,64’ünü ihraç etmektedirler.Dünya piyasalarında ağırlıklı olarak yağ üretiminde kullanılan yer fıstığının çerez olarak tüketildiği en önemli ülke Amerika’dır. Lakin Amerika’da diğer büyük üreticiler gibi ihracat odaklı değil.

 

TÜRKİYE’DE DURUM

Türkiye, 500 bin dönüm alanda  ürettiği ortalama 200 bin ton yer fıstığı  ile kendi kendine yeten bir ülke konumunda.Her ne kadar Ülkemizde yer fıstığı denilince akla Osmaniye(150 bin dönüm ekim alanı ) geliyor olsa da,250 bin dönüm ekim alanı ile Adana en büyük üretici konumunda.Osmaniye,ekim alanı bakımında Adana’nın gerisinde kalıyor olsa da,Türkiye’de yer fıstığı ticareti Osmaniye üzerinden yürüyor.Sektörün yıllık cirosu 2 milyar TL. Sektörün kurumsal bir zemine oturtulması,öngörülebilir olması şu aşamada mümkün gözükmüyor.Keza sektöre ait veri tabanı çok çok zayıf.Yani yıllık hasat edilen ürün,hasatta kaybedilen miktar,zararlılar ile mücadele,ithalat-ihracat oranı,devir stoku gibi sektörün can damarları konusunda bir rapor bulunmuyor.Gördüğüm kadarıyla kısa vadede oluşma ihtimali de yok.

Bu kadar öngörülemezliğin olduğu bir sektörde,yer fıstığını üretimlerinde hammadde olarak kullanan firmaların bir yıllık periyotta sabit maliyet ile ürün tedarik etme şansları oldukça düşük.Çok oynak bir piyasa var.Bu noktada sözleşmeli ekim yapılıp-yapılmadığı konusunu gündeme getirdik ve gördük ki sözleşmeli ekim yapılmıyor,hatta teklif dahi edilemiyor.Yer fıstığı çiftçisi zengin,yani dönem içerisinde kendisini çok rahat bir şekilde finanse ediyor.Finansal olarak zorlanmayan çiftçi,sözleşmeli ekim konusuna  pek sıcak bakmıyor.

KOOPERATİFLEŞME NE AŞAMADA ?

1985 yılında Çukobirlik bünyesine katılan yer fıstığı,tıpkı diğer kooperatifler gibi sektörde yetkinliğini kaybetmiş durumda.İlk fıstıkçılar sitesi oluşturma aşamasında fıstık esnafından bir miktar üyelik aidatı ile kooperatifleşme adımı atılmaya çalışılmış ancak yine başarısızlıkla sonuçlanmış.Aslında bir şeyler yapılmak istendiği zaman tüm imkanlar var.Zira fıstıkçılar sitesi adı altında oluşturulan bölgede yer tahsisi konusunda bir sıkıntı yok,hatta Çukobirliğin geniş bir de deposu var.Lakin bu imkanlar etkin bir şekilde değerlendirilemiyor.Kısa ve uzun vadede yer fıstığı özelinde bir kooperatifleşme den söz etmek  hayal diyebiliriz.

NEDEN ARJANTİN YER FISTIĞI ?

Arjantin yer fıstığı sahip olduğu spesifik özelliklerinden dolayı dünyada en yaygın kullanımı olan çerezlerden biridir. Yıllık yaklaşık 700  bin ton üretim yapan Arjantin, bu miktarın her yıl hemen hemen %60’ıni ihraç etmektedir. Arjantin yıllık üretim miktarına göre yaptığı ihracat miktarı bakımından diğer ülkelere ile mukayese edildiğinde en büyük ihracatçıdır.Yıllık 35 milyon ton üretimi yapılan yer fıstığı sektörü,derin bir piyasaya sahip olsa da, Arjantin yer fıstığının sığ bir piyasası vardır. Yer Fıstığı, aslında Dünyada yağ sektörü için üretilen bir üründür. Arjantin menşeili yer fıstığı ise çikolata, şekerleme ve kuruyemiş sektörüne uygun yapısı ile diğer ülkelerden ayrışmıştır.Her ne kadar büyük üretici konumunda olan Çin, Hindistan ve Amerika gibi ülkeler ihracat veya ithalat odaklı olmasalar bile, kendi ihtiyaçlarını karşılayamadıkları noktada alternatif yollar arıyor. Bu gibi yıllarda Arjantin yer fıstığın da dramatik(talep kayması) fiyat artışları ile karşılaşılmaktadır. Arjantin yer fıstığı (Runner Tipi) spesifik özelliklerinden dolayı her geçen yıl daha fazla tercih edilmektedir. Ancak Arjantin’de, bilinenin aksine High-Oleic üretim sertifikası olan üretici sayısı son derece azdır. Piyasalarda Arjantin menşeili yer fıstığı olarak satılan ürünlerin önemli bir kısmı High-Oleic özellikte olmamasına rağmen,piyasa da bu özelliğe sahipmiş gibi satılıyor.Bu durumun fark edilmemesi veya ‘’miş’’ gibi yapılmasının ana parametresi ise  dünyadaki bir çok yer fıstığı çeşidine göre daha spesifik özellikler taşıması. Bu yüzden High-Oleic olmayan yer fıstıkları da kendilerine önemli bir pazar oluşturmuştur. High-Oleic yer fıstığının en önemli özelliği, geç okside olmasından dolayı raf ömrünün uzun olmasıdır.Raf ömrü bakımından Osmaniye yer fıstığına göre tam 8 kat daha dayanıklıdır.Bu özelliği ile ülkemizde kuruyemiş sektöründen çok,çikolata sektöründe çeşni olarak yerini koruyor.Şu noktayı es geçmemekte fayda var ki;kuruyemiş sektöründe yağda kavrulmuş tuzlu yer fıstığında tek tercih Arjantin.Çikolata sektörü gibi kuruyemiş sektöründe de bağımlılık söz konusu.

YERLİ TOHUM GELİŞTİRME ÇALIŞMALARI

Yerli tohum konusunda Çukurova üniversitesi bir dizi çalışmalar yapıyor.Şu ana kadar halis bey,ayşe hanım,sultan ve masal tohumları geliştirildi.Bu isimler tohumu geliştiren kişilere ait.Bugün için masal ismi ile geliştirilen tohum gözde diyebiliriz.Verim olarak dekar başına 650-700 kg ile tatmin edici düzeyde olduğu kesin.Her ne kadar Amerika’da bu oran dekar başına 1200 kg olsa da.Sektör liderlerinden aldığımız bilgilere bakılacak olur ise,yerli tohumların en büyük handikapı sert olması.Tat ve ağızda geç dağılma/dağılmama problemleri ise çözüm bekleyen diğer sorunlar olarak öne çıkıyor.

NC 7 SÜRDÜRÜLEBİLİR Mİ ?

Yer fıstığı tarımına içi kırmızı olan yerli tohumumuz ile başladık.Sonradan Amerika patentli NC7 hayatımıza girdi ve artık ülkemizde yer fıstığı tarımı tamamen bu tohum üzerinden devam etti ve ediyor.Bu tohumun dekar başına verimi 450 kg civarı.En büyük özelliği kurabiye kıvamında olması ve yeme kalitesinin yüksekliği.Lakin uzun vadede bu tohum ile devam etmek, bizi ithalata bağımlı hale getirebilir.Yaptığımız sektörel araştırmalardan gördük ki artık NC7 kısırlaşma eğiliminde.Bir an önce yerli tohumumuzu devreye sokmamız çok önemli..

Tüm bu değişkenlere vakıf olmamız,bizi derin bir üzüntüye sürüklemiş ve yerli ürünümüzün bir an önce hak ettiği değere kavuşması için elimizden geleni yapmamızın elzem olduğu gerçeği bir kez daha gözler önüne serilmiştir.

 

Devamını Oku

Fındık!

Fındık!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Bizim de şirket olarak çok önemsediğimiz ihracat kalemimiz olan fındık hakkında söylemek istediğimiz çok fazla şey var.En önemlisi, ülkemizin mevzu bahis ürün bazında dünyanın en büyük üreticisi olması hasebi ile,ülke olarak ciddi bir döviz girdisi elde etmeliyiz ama henüz bunu başarabildiğimiz söylenemez..Her yıl ortalama 2-2,5 milyar dolar gelir elde ediyoruz ama bu rakam son derece yetersiz.

’’Ürün çok,marka yok’’ diyor Selçuk Şirin hoca.. Yani fındığı biz üretiyoruz başkaları markalaştırıyor.Bizim fındığımızı markalaştıran Ferrero’nun yıllık cirosu 15 milyar doların üzerinde…’’The Economist diyor ki : Ferrero hep kendi geliştirdiği markalarla büyümüş bir şirket,tek istisna Ferrero’nun Türkiye’den satın aldığı(Oltan Gıda) şirket.’’ Fındığın başkaları için ne kadar önemli olduğunu görüyoruz,duyuyoruz,okuyoruz. Peki biz neredeyiz ? Markalaşmak için projelerimiz var mı ?En önemlisi fındık politikamız ne?. 10 yıl sonra ne bekliyoruz ? Dünya ne yapıyor ?

TMO aracılığı ile her sene 60-70 bin ton kabuklu fındık almak bir politika mıdır ?

Son INC( International Nut & Dried Fruit Council ) toplantısında açıklanan rekolte beklentilerini yukarıda görebilirsiniz. Bu verilerin açıklanmasından sonra,içeride ilk okuduğum haber bu rakamların yanlış olduğu yönündeydi.!  Lakin hem TÜİK( 729 bin ton ) hem de Tarım ve Orman bakanlığı ( 765 bin ton ) yaklaşık aynı rakamları açıkladı.

 

Bakıldığında yıllık ihraç ettiğimiz fındık miktarında artış var ama dolar bazlı elde ettiğimiz gelirde azalma göze çarpıyor.İşte markalaşmak burada öne çıkıyor.Son okuduğum KİB(Karadeniz İhracatçı Birlikleri) açıklamasında diyor ki : Geçtiğimiz sezon aynı döneme göre miktarda %33,6 değerde ise %13 artış bulunmaktadır..

Bu tablo bize gösteriyor ki kazanan biz değiliz.. Türkiye olarak hasat öncesi rekolteyi,hasat sonrasında ise fiyatı konuşuyoruz.Fındığı markalaştırmak,dekar başına max. verimi almak, aflatoksin konusunda bilinçli süreç yönetimi gibi en kritik mevzular konuşulmuyor, konuşulsa bile çok gerilerde kalıyor.

En çok hangi tip fındık ihraç ediyoruz :

İleri işlenmiş fındık ihracatımız çok az,genelde iç fındık ihracatı yapıyoruz.Devlet,özellikle fındık püresi şeklinde yapılan ihracatlarda (fon v.s. masrafları) ciddi avantajlar sağlıyor lakin hala fındık püresi ihracatımızda yukarı yönlü belirgin hareket yok.

İçeride fiyatı tartışmaktan ziyade,asıl çözüm üretmemiz gereken konu bu sorular.Bugün için açık ara en büyük üretici rolümüz bir şekilde para kazanmamızı sağlıyor.Lakin bizim dışımızda ki fındık üreticisi ülkeler deneme tarlalarında durmaksızın çalışıyor ve onlar için en önemli konunun dekar başına en yüksek verimi almak olduğunu unutmamalıyız. Biz bu şekilde devam edersek muhtemelen bir süre sonra en büyük üretici rolümüzü kaybedeceğiz ve ihracat yapmak bugünkü kadar kolay olmayacak.%80 ihraç bir üründe pazarı kaybedersek içeride bu fındığı ne yaparız diye düşünmeliyiz.

Her sektörde olduğu gibi,fındık için de sürdürülebilirlik olmazsa olmazımız.Fındık bahçelerinde bilinçli tarımsal yöntemlerin kullanılması ile halihazırda eşsiz bir aromaya sahip fındığımızın diğer zararlı parametrelerden arındırılmasını sağlayabiliriz.Sonrasında en önemli konu markalaşmak ve işlenmiş ürün ihracatı. Bu noktada hem devlete hem de birliklere çok büyük iş düşüyor.

 

 

Devletin tek elden rekolte açıklama konusu var birde.Son yıllarda, Türkiye fındık rekoltesinin sadece devlet tarafından açıklanması için uğraş veriliyor.İyi de fındık sanayisi( manav- kırımcı- fabrika ) ve birlikler tüm verileri toplamak ve yorumlamak için her türlü bilgi ve tecrübeye sahip,o halde neden tek el? Serbest piyasa koşullarını bozmaz mı bu durum ? Açıklanan rekolte verisine göre tüm fındık kullanıcıları 1 yıllık tedarik planlarını yapıyor. Rekoltede yapılacak ufak bir yanlışlık milyon dolarlık zarar oluşturmaz mı ? Bu tek elden açıklama ısrarının da ne derece anlamlı olduğu tartışılır.

 

 

 

Güncel piyasa hakkında birkaç kelime etmek gerekir ise;

 

Bu yıl fındık açısından epey zor geçeceğe benziyor.Zira hem içeride hem de en büyük ihracat pazarında( AB ) ekonomik zorluklar had safhada. Türkiye için bir şey söylemeye gerek yok,heterodoks ( Neoklasik ekonomi ile çelişen / alışılmışın dışında ekonomik yaklaşımlar ) politikalar izlemesinden mütevellit,konuşmanın bir manası yok.Ekonomide karşılığı olmayan bir model denendiği için,bizim veya bir başkasının bu yapılanları açıklama ihtimali yok.AB için ise faiz artırımlarına geç kaldığı yönünde yapılan yorumlara ek olarak resesyonun kaçınılmaz olduğu açıkça görülüyor. Faiz artışı ile para politikasında sıkılaşma evresine geçen AB, mali kanadı biraz daha gevşek bırakması ile resesyonu teyit veya hafif atlatabileceğini düşünüyor ama başarılı olur mu bilinmez..Her halükarda bir etki olacak ve bu etki fındık ihracatımızı olumsuz yönde  etkileyecektir.İç piyasada fındık tüketimini artıramadık ve alım gücünün çok zayıflaması sebebiyle fındık tüketimini artırmamız da mümkün değil.Muhtemelen bu yıl iç piyasa tüketimlerinde de bir azalma göreceğiz.

2022/2023 yılı rekoltesinin iyi olması da fiyatlar üzerinde aşağı yönlü bir baskı oluşturacaktır.Tmo’nun açıkladığı ortalama 54 tl/kg olan kabuklu fındık alım fiyatları bile piyasanın aşağı gelmesini engelleyemedi. Hasadın ilk başlarında 38 ile 44 tl/kg bandında işleyen kabuklu fındık piyasası,bugünlerde 45-48 tl/kg civarı hareket ediyor.Bakınız Tmo’nun açıkladığı yüksek fiyat piyasa tarafından satın alınmadı,serbest piyasa şartlarında oluşan fiyat üzerinden ticaret devam etti.

 

Fındık sadece sezon öncesi alım fiyatı açıklanan bir tarım ürünü olmamalı. Zira, tadı ve içerdiği yağ oranı bakımından dünyanın en üstün özellikli fındığına sahibiz.Yukarıda anlattığım üzere, alım fiyatı açıklayarak fındığı değerli kılamazsınız.Fındık işleme tekniklerini geliştirerek ve bunu yurtdışı pazarlara ihraç ederek fındığın değerini artırabilirsiniz.Aksi halde dünya lideri olduğumuz ve sonrasında ithalatçı durumuna düştüğümüz diğer birçok tarım ürünü gibi fındık da bir süre sonra üretilemez duruma gelir.

Umarım hak ettiği değeri görür.

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.