Altın Kalem

KERBELA FACİASINA BAKIŞIMIZ NASIL OLMALI

ABONE OL
Ağustos 18, 2022 14:25
Altın Kalem
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Netwifi

“Tarihte yaşanmış olan örselenmelerin ve dertlerin seçilmiş örselenmeler olarak kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını anlamadan, bugünkü çatışmaların çoğu tam olarak anlaşılamaz. Seçilmiş bir örselenmenin yeniden canlandırılması akıl dışı kararların verilmesine ve insanlık dışı davranışlara yol açabilir.”

Hemen her toplumun belleğine kazınmış olan acıları vardır.

Bunların, çekilen acıların sembolü haline getirilerek, yeni acıların yaşanmaması konusunda uyarıcı nitelik taşıması için, bir tür toplumsal korunma hayatta kalabilme içgüdüsü ile gelecek nesillere abartılarak aktarılmış olması mümkündür. İnsanoğlu her zaman yaşadığı acıları paylaşma eğilimindedir. Belki de bu yüzden insanlık tarihinde acıların izleri kalıcı olmuştur.

Her insanın güzellikleri, hoşuna giden şeyleri biraz daha güzelleştirerek anlatma eğilimi vardır. Olumsuzluklar konusunda ise, birbirinden farklı tutum ve tavırlar dikkat çekmektedir.

İnsan, ne içinde yaşadığı toplumdan, ne de kendisinden öncekilerin geçmişinden bütünüyle bağımsız olabilir. Kalıcı iz bırakan her travma birey ve toplum için yaşanan acı bir tecrübedir.

Kerbela olayı, bütün Türkler için “seçilmiş bir travma” niteliği taşımaktadır.

Bu millet yaklaşık 1200 yıldır Kerbela ya ağlamaktadır. Bu durum tarihi gerçekliğin doğru anlaşılmasını engellediği gibi, olayın taraflarının, daha sonra olay hakkında taraf olan durumunda kalanların dini terimler kullanarak, olumlu ya da olumsuz dini değer ifade eden bir yere yerleşmelerine yol açmıştır. Nitekim erken dönem kaynaklarda da Yezid in adının geçtiği kaynaklar Allah ona lanet etsin gibi eklemeler göze çarpmaktadır. İnsanlar, kendileriyle özdeşleştirmeye çalıştıkları Hz. Hüseyin in gölgesine sığınarak cennete gidebileceklerini düşledikleri gibi, düşmanlarını da Yezid le özdeşleştirerek cehenneme göndermek istemektedirler.

Kerbelanın seçilmiş travma olarak günümüzdeki bazı yansımalarını da şu şekilde ifade etmeye çalışalım.

1979 İran Devriminin en gözde sloganlarından biri “Her yer Kerbela, Her yer Aşura”dır. Hatta Humeyni, taraftarlarını Şah’ın askerlerine karşı cesaretlendirirken, “Evlatlarım, açın bağırlarınızı. Size isabet edecek her mermi, sizin Hz. Hüseyin’e daha çabuk kavuşmanızı sağlayacaktır.” diye sesleniyordu. Kerbela, Hz. Hüseyin’in şehadetinden ondört asır sonra, bir sembol olarak yirminci asrın en önemli halk hareketlerinden birine, kitleleri tek başına yetecek kadar önem kazandırabiliyordu.

Yine Kerbela, ortalığın kan gölüne döndüğü, her gün onlarca masum insanın öldüğü, sözde demokrasi, insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi yüksek insani değerlerin tüm insanlığın gözü önünde tahrip edildiği bir ortamda, kaosu derinleştirmek, Şii-Sünni gerilimini artırarak mezhep çatışmasını kalıcı hale getirmek için kullanıldı; Hz. Hüseyin’in mezarını ziyaret etmek için yollara düşen insanlar hunharca katledildi. Kerbela, her yerin Kerbelaya dönüşmesi için, insanların birbirlerini Şii yada Sünni oldukları için öldürmelerine meşruiyet kazandırabilmek için “seçil”mişti Kerbela sanki Şii-Sünni mezhep çatışmasının “domino tesiri”yle Müslümanların yaşadıkları bütün bölgeleri etkisi altına alması için kullanılabilecek en uygun sembol düşünülüyordu.

Kerbela, ilk bakışta sadece Şii dünyada diri tutulan seçilmiş bir travma gibi görünse de; Kerbela, ondört asırdır bütün Müslümanları derinden etkileyen “seçilmiş” bir travmadır. Bu travma, Yezid’i zulmün ve zalimlerin, Hüseyin’i de mazlumların ve ezilmişlerin sembolü haline getirmiştir. Müslümanların tarihi boyunca zulme başkaldıranlar, adeta Hüseyin’den güç alabilmek için Kerbela’yı diri tutmayı başarmışlardır.

Kerbela ile ilgili törenleri izleyenler, eğer tarih bilgileri yoksa “Hz. Hüseyin’in yeni ölmüş bir kimse olduğunu, yada onun ölüm haberinin oralara yeni ulaştığını” düşünebilirler. Acıların sürekliliği, süreci doğal ve kalıcı hale getirmektedir.

Bunun en çarpıcı örneği Kerbela olayı olduğunda Türklerin henüz Müslüman olmadıklarının pek akla gelmemesidir. Duygusallık söz konusu olduğunda, hele işin içinde seçilmiş travma varsa, olayların çatışması insan bilincini bir anlamda etkisiz hale getirmekte; geçmiş, gelecek ve içinde yaşanılan an birbirinin içine girmektedir. Hz. Peygamber (S.A.V.)’in vefatından çok sonraları ortaya çıkan mezheplerin, tarihi geriye doğru işleterek kendilerini bir şekilde Hz. Peygamber (S.A.V.)’in yaşadığı zaman dilimi ile irtibatlandırma yoluna gitmeleri de başka bir çatışma imkanı ve olanağı getirmektedir. Hemen her mezhep, kendine özgü bir tarih inşa etme yoluna gitmiştir. Halbuki; Tarihsel olaylar üç şekilde sonraki nesillere aktarılır. Birincisi hikaye (rivayet) türü aktarım; tarihçi gördüğü veya duyduğu olayları seçerek belli bir düzende aktarır. İslam tarih kaynakları genel itibariyle  bu şekildedir. İkinci tür pragmatik (eğitici) tarih aktarımıdır. Bu türde amaç geçmiş olaylardan ders almak, kişilere öğretici anlayış aşılamaktır. Üçüncü araştırıcı tarih türüdür. Olayların tüm detaylarına inilerek  psikolojik, sosyolojik, ekonomik etkenler de göz önünde bulundurulmak suretiyle tarihsel olayın her yönü araştırılır.

Kerbela olayı, her ne kadar Hz. Hüseyin’in dini hassasiyetlerininderin izlerini taşısa da, esas itibariyle siyasi bir olaydır. Hz. Hüseyin, Yezid’e bey’atı reddettiği için, Emevi iktidarı tarafıdan rakip olarak görüldüğü, tehdit olarak algılandığı için şehit edilmiştir. Kerbela travması, Hz. Hüseyin’le ilgili Kerbela öncesini perdelemektedir. Çünkü Hz. Hasan, Kufelilerin durumunu ve olayları iyi okuduğu için (Kufeliler daha ilk olayda Hz. Hasan’ı yalnız bırakmışlardır.) siyasetten uzak durmuştur. Hz. Hüseyin de Muaviye’nin vefatına kadar siyasetten uzak durmuş, Muaviye oğlu Yezid’i veliaht tayin edip saltanatın başlamasıyla ve ne tesadüftür ki yine Kufelilerin torbalar dolusu mektuplarına istinaden Halifelik mücadelesine girişmiş ve yine ne tesadüf Hz. Hasan da olduğu gibi Kufelilerin bu mücadelesinde kendisini yalnız bırakmaları neticesinde Kerbela Travması yaşanmıştır.

Kerbela olayı olduğunda Şiilik olmadığı gibi Sünnilikte yoktur. Muaviye ve Yezid Sünni değildir bizim anladığımız mana da Hz. Hüseyin’i şehid edenlerde Sünniler değildir.

Tarih boyunca pek çok şahıs veya grup, kendi kişisel menfaatleri içim Kerbela Olayını kullanmaktan çekinmemişlerdir.

Kerbela’yı doğru okumak, yeni Kerbelaların meydana gelmemesi için gereken önlemleri almak demektir. Kerbela, Şii-Sünni ayrımı yapmadan bütün Müslümanları ağlatan bir olaydır. Kerbela, Müslümanları birleştiren bir vaka haline getirmek mümkündür ve bunun için çalışmak gerekir. Bunun yoluda Kerbela’yı iyi okumaktan geçer. Mezheplerin din değil; dinin daha iyi anlaşılması biçimleri olduğunu kabul etmemiz gerekir. Hz. Muhammed (S.A.V.)’in sağlığında herhengi bir mezhep ya da tarikat yoktur. Adı ne olursa olsun herhengi bir mezhep veya tarikatın, cemaatin İslam’la özdeşleştirilmesi mümkün değildir.

Bir insanın Müslüman olabilmesi için Kur’an’da belirtilen temel iman esaslarına (amentü esasları) inanması yeterlidir. Ortak paydamız da bu olmalıdır.

Bu yazıyı hazırlarken Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesinde İslam Mezhepleri Tarihi Ana Bilim Dalı başkanlığı yapmış ve 26 Eylül 2020 Tarihinde Covid-19 Hastalığından vefat eden Prof. Dr. Hasan ONAT Hocamızın makalelerinden faydalandım. Bu vesileyle fikir ve düşünce dünyamıza tesir eden merhum hocalarımız olmak üzere, tüm geçmişlerimize ve şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum.

En az 10 karakter gerekli


HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.